Cumartesi, 11 Temmuz 2020
.
.
Cem Sahir İslam

Sokağa Çıkma Yasağı Yağması Veya İtaatsizliklerden İtaatsizlik Beğen

Cem Sahir İslam yazdı: Sokağa Çıkma Yasağı Yağması Veya İtaatsizliklerden İtaatsizlik Beğen

Sokağa Çıkma Yasağı Yağması Veya İtaatsizliklerden İtaatsizlik Beğen


Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Bilim Kurulu'nun tavsiyeleri doğrultusunda çok yerinde bir karar alıyor ve zaten birçok işletmenin de kapalı olacağı hafta sonunda, Büyükşehir statüsü taşıyan bütün iller ve pandeminin etkisinin, kronik hastalık çokluğu nedeniyle, yüksek olduğu madenci şehri Zonguldak'ta, içinde bulunduğumuz kırk sekiz saatliğine bir sokağa çıkma yasağı ilan ediyor. Böylece hem bu süre boyunca, sosyal statik ortam sağlanmış olacak ve hem de o süreç içinde semptomları baş gösteren hastalar toplumdan ayrılıp izole edilecek, virüsün yayılması da iki günlüğüne yavaşlayacaktı.

Şimdi dönelim birkaç hafta öncesine. Sokağa çıkma yasağı henüz zikredilmez fakat bir ihtimal olarak akılların bir köşesinde dururken, meşhur on dört kuralın ilk duyuruları ve iletişimi yapılırken ve hatta Diyanet'in Cuma Genelgesi son halini almamış, “camiye gitmeyebilir evde öğle namazı kılabilirsiniz” seviyesindeyken. Tam o günlerdeki marketlerde raf boşaltma yarışını hatırlıyor musunuz? İnsanların kasalar önünde birbirine bağırıp çağırdığı, tuvalet kağıdı ve makarnaların tükendiği, kolonyanın karaborsaya düştüğü günleri? Yakın hafıza hatırlamanız gerekir.

Tam da bu sebepten ve bu manzaralar yeniden oluşmasın diye zaman ayarı kağıt üstünde çok iyi yapılmış bu karar halka duyuruluyor. Üstelik ekmek, su, ilaç gibi temel ihtiyaçların karşılanacağı tedarikin devam edeceği bilgisi verilerek. Yaklaşık 21:40'da, 00:00 itibarıyla 48 saatlik sokağa çıkma yasağının başladığı ilan ediliyor. Çünkü saat 21:40'da, dükkanların en az 40 dakika önce kapanmış ve insanların alışveriş için gidebilecekleri bir yeri olmaması gerekirdi. Hatırlayacağınız üzere 24 Mart 2020 tarihli genelgede dükkanların ve süpermarketlerin de en geç 21:00 da kapatılması talimatı net olarak belirtilmişti.

Yani plana göre 21:40 da duyuru yapıldığında insanların “yağmalayacak” bir dükkanları olmayacaktı. Ama plan işlemedi ve binlerce insan fırınlara, bakkallara, tekel bayilerine ve hatta sadece kuruyemiş satan dükkanlara koştu, metrekareye iki insan düşecek yoğunluklar oluştu. Gördüğümüz fotoğraf ve videolardan anlaşılan bu. Üstelik ekmek, temel gıda, su, hadi diyelim sigara eşiği de aşılmış, adını bu olay sayesinde öğrendiğimiz şekerleme, çikolatalı bisküvi ve gazlı içeceklere kadar varmış iş.

Bu genelgenin uygulanması neden titizlikle takip edilmedi? Neden uymayan iş yerlerine gerekli yaptırımlar uygulanmadı da gece yarılarına kadar dükkanı açık tutmak bu derece vaka-yı adiyeden addedilir oldu? Bu da sorumluların itaatsizliği. Hem de faturasını kendilerinin ödemeyeceğinden emin bir itaatsizlik. Ya şımarıkça ya da kötü niyetlice.


İtaatsizlik Panayırı

Tam bir itaatsizlik curcunası. Kapatması gereken dükkan, kepengini kapatmamış, satışa devam ediyor; itaatsizlik. Evinde oturması veya dışarıdaysa derhal eve gitmesi gereken vatandaşlar açık olmaması gereken dükkanlara koşturuyor; itaatsizlik. Bununla da kalmıyor, ufacık dükkanlarda dipdibe alışveriş ediyor ve ne sosyal mesafe dinliyor ne de hijyen; itaatsizlik.

Peki itaatsizlik curcunasının sadece iki aktörünü anıp bu dosyayı kapatabilir miyiz? Kesinlikle hayır! Yerel yönetimler ve kolluk güçleri, bu dükkanlar açıkken ne yapıyorlardı? Üstelik her iki unsuru da o saatlerde devriye gezerken görmek mümkün. Genelgeye bağlanmış bir konunun takibini yapmamanın, uygulamadaki “de facto” ihlallerin önüne geçmemenin nasıl bir açıklaması olabilir? Gerçekten merak ediyorum. Mesele yukarıların ilgisizliği mi yoksa yereldeki savsaklama veya bilinçli itaatsizler mi?

Koronavirüs sürecinde hem beraber rastladığımız hem de şahsi şahitliklerim olan durumlarla karşılaştım. Örneklemem gerekirse:

Yerel İtaatsizlik

Altmış beş yaş üzeri vatandaşların seyahat kısıtlamaları başladıktan birkaç gün sonra ailemizin tanıma uyan iki ferdini aynı vilayet içinde bir ilçeden bir ilçeye getirecektik. Yine bildirildiğine göre bir çağrı merkezini arayacak, gerekli bilgileri verecektik ve bölgedeki polis veya jandarma seyahat tezkeresini adrese teslim edecekti. Televizyonda bildirilen telefon numaralarından birini aradım. Karşımdaki görevli böyle bir uygulamanın olmadığını ve karakola gidip oradan kağıt almam gerektiğini bildirdi (itaatsizlik -1). Ertesi gün, bulunduğum yer olan, seyahatin varış noktasının yetkili karakoluna gittim ve üzerimde bulunan, yaşlı aile fertlernin kimliklerini gösterip, durumu da açıklayıp izin kağıdını almak istedim. Önce form doldurmam, iznin ertesi gün Kaymakamlık tarafından verileceği söylendi (itaatsizlik -2 ). Keyfî, vatandaşa bildirilenle ilgisi olmayan bir uygulama. Ona da “tamam” dedim, başka yolum yok. Aslında var. Dokunulmazlığı olan bir aile ferdinin otomobiline koyup yaşlıları taşımak var ama “devletimizin kuralları ve hukuku içinde kalmak” istiyoruz; hatta ısrar ediyoruz. Neyse, ertesi gün. Kaymakamlık'tan bir hanımefendi aradı ve nezaketli bir şekilde, Kaymakam Bey'in formu imzalamadığını, çünkü başvurunun illa çıkış noktasında yapılması gerektiğini bildirdiğini aktardı. Oysa hiçbir aşamada böyle bir kural zikredilmediği gibi, mesele güya bir telefon kadar kolaydı. Üstelik, hayatın akışı içindeki olası senaryolar hiç düşünülmeden zikredilmiş keyfî bir hal almıştı iş (itaatsizlik dizboyu). Kafamda acaba mesele kaymakama intikal etmeden altındaki birinin görüşü müdür bu düşüncesi oluştu. Ama imzasını kendi üzerine aldığı, durumdan vazife çıkardığı böyle bir konuyu başkasına delege etmesi makul gelmedi. Geriye iki ihtimal kalıyor: bürokrat korkaklığı veya itaatsizlik!

Kamu Adına İtaatsizlik

Diğer bir örnek, hem karşılaştığım bir özel vakaya hem de yansıyan birçok vakaya dayanıyor. Sayın Cumhurbaşkanı'nın koronavirüse karşı ekonomik önlemler pakedini açıkladığı gün altını çizi çize vurguladığı, süreç boyunca, borcundan dolayı, elektrik, su ve doğalgazın kesilmemesi yönünde verdiği talimatın sahada uygulanmadığı haller. Özellikle bazı özel dağıtım şirketleri, faaliyetlerini kamu adına yaptıklarını unutmuşlar ki kamunun başının verdiği talimatı duymazdan geliyor ve sahadaki memurlarına “bize böyle bir talimat tebliğ edilmedi” dedirtip çatır çatır garibanın gazını kesiveriyorlar (girişimci itaatsizlik). Dahası, özel şirketlerin böyle bir kaçamak yol takip edeceklerini ben bile akıl edebilirken, konudan sorumlu bürokratlar ve belki de bazı siyasîler, o cümleyi duyar duymaz, bir talimat yazıp ilgili şirketlere tebliğ etmiyorlar (üst düzey itaatsizlik).

Üst Düzey İtaatsizlik

Ve hepimizin bildiği en üst düzey örnek! Onsekizinci yılını doldurmaya yaklaşan AKParti İktidarında ilk defa bir bakan değişikliği “kabine revizyonu” veya “falanca bakanlıkta bayrak değişimi” gibi siyaset güden, tarafları kırıp dökmeyen bir üslupla değil, “Ulaştırma Bakanı Görevden Alındı” başlığıyla verildi, resmî basın bültenlerine bu şekilde yansıdı. Sadece bu gösterge bile öfkenin seviyesini anlamaya yeter. Cuma namazlarının dahi askıya alındığı bir dönemde, hem de Kanal – İstanbul gibi bir konudaki ihale ısrarı bir önceki bakana böyle bir son getirdi (nekka itaatsizlik okka tokat).

İtaatsizlik: Siyasî mi Bürokratik mi?

Bürokratik itaatsizlik döneminin başlama ihtimali tartışılıyordu. Ama siyasetten buna destek gelebileceğini aklımıza getirmiyorduk. İşte AKParti'nin her zaman en stratejik bakanlıklarından olan Ulaştırma'nın başına gelenler hem bir ikaz olmalı hem de bir toparlanma fırsatı. AKParti, sokak ve vatandaş ile olan aracısız bağını yeniden aktive etmeli, bürokraside ve kaldıysa siyasetteki tüm itaatsizlere hak ettiği tokadı aşketmelidir.

Yazar İçeriğini Paylaşın :

Emoji ile tepki ver!
  • 0
  • 0
  • 0
  • 0
  • 0
  • 3 Yorum
  • Yorumu Gönder
  • DAHA FAZLA SONUÇ YÜKLE