Salı, 04 Ağustos 2020
.
.
Yakup Işıklı

"Afrika'nın Sömürgeleştirilmesi ve Fransa'nın Faaliyetleri"

Afrika kıtası; batıda Atlas okyanusu, doğuda Hint okyanusu, kuzeyde ise Akdeniz sularıyla çevrili olup, nüfus bakımından dünyanın en kalabalık ikinci kıtasıdır.

Sömürgeciliğin başladığı 16. yüzyılda kıtanın kuzey kesimleri Osmanlı Devleti'nin, orta kesimleri Biladü's-Sudan denilen sultanlığın, güneyi ise küçük krallıkların hakimiyetindeydi.

16. yüzyılda Portekiz ve İspanya öncülüğünde başlayan sömürgecilik faaliyetlerinden bu kıtada nasibini aldı.

Afrika'nın Sömürgeleştirilmesi

Afrika kıtasında sömürgecilik faaliyetlerini iki kısımda ele almamız gerekiyor.

1) 16. yüzyıl ile 19. yüzyıllar arasındaki dönem. Bu dönemde sadece kıtanın batısında bulunan kıyı şeridi işgal edilmiş. Buralarda limanlar oluşturularak Hindistan ile Avrupa arasında geçiş güzergahı oluşturulmuştur.

2) 19. yüzyılın başından itibaren Avrupa'da sanayi devrimi başlamış ve ham maddeye olan gereksinim artmıştı. Avrupa devletleri de bu ihtiyacı karşılamak için Afrika'nın iç bölgelerini de işgal etmeye karar verdi. Afrika, güçlü devletler arasında bölge bölge paylaştırıldı, aslan payını ise Fransa ve İngiltere aldı. Fransız sömürgeleri 20. yüzyılın başında Kuzey Afrika, Batı Afrika ve Orta Afrika’da yoğunlaşmıştı. Buna mukabil İngiliz sömürgeleri Güney Afrika ve Doğu Afrika’da kümelenmişti.

İlk Sömürge Dönemi (16-19. yüzyıl)

Üst kısımda da değindiğim gibi burada sömürgecilik/koloni kurma faaliyetleri 16. yüzyılın başlarından itibaren Portekiz tarafından başlatılıyor, daha sonra bu ülkeyi İspanya izliyor. İlerleyen zamanlarda ise pek çok Avrupa devleti de kıtaya ayak basarak sömürgeciliğe başlıyor. Bu ilk dönemde sadece kıyı bölgeleri işgal edilmiş, iç kısımlara gidilmemiştir. Bu dönemde yapılan işgallerin ana amacı Hindistan ile Avrupa arasında yeni bir ticari güzergah bulmaktı.

İkinci ve Kapsamlı Sömürge Dönemi (19-20. yüzyıl)

Avrupa'da bilim alanında ilerlemeler olmuş ve sanayi devrimi başlamıştı, sanayi için olmazsa olmaz ise ham madde bulmaktı ve bu da Afrika'da gereğinden fazla mevcuttu. İşte bu sebeple Avrupa ülkeleri daha önce sadece kıyı tarafını işgal ettikleri kıtanın iç kesimlerini de işgal etmeye karar verdi. O güne kadar kıtanın yüzde onluk kısmı işgal edilmişken, yüzyıl sonunda yüzde doksanı işgal edildi. Sömürgecilik o kadar hızla ilerliyordu ki artık sömürgeci güçler kendi aralarında savaşmaya başladı. Bunun böyle sürmeyeceğini anlayan Avrupa'lı devletler, belirli anlaşmalarla kıtayı kendi aralarında paylaştı.

Fransa'nın Sömürgeciliği

Fransa'nın sömürgecilik faaliyetlerini iki ana döneme ayırmak mümkün. İlk dönemde tıpkı diğer Avrupa ülkeleri gibi Amerika ve Asya'da işgal faaliyetlerine başlayan Fransa, ikinci dönemde ise Afrika kıtasına da el atarak büyük bir imparatorluk kurdu. 

Afrika'da en erken kapsamlı işgale başlayan ülke Fransa'dır. 1830'da Cezayir'i işgale başlayan Fransa ancak 40 yıl içinde burayı tamamen ele geçirebildi. 1845 yılından itibaren ise Senegal, Gine ve Afrika'nın batı kıyılarından itibaren işgale devam eden Fransa, Orta Afrika'ya kadar ulaşır.

Burada Çad, Mali, Nijer ve Sudan'ı tamamen işgal eder. 1881 yılında kuzeyde Tunus işgal edilir. Sömürgeci devletler arasında yapılan Berlin konferansında Benin ve Fildişi sahilini de işgal eden Fransa, 1. dünya savaşından hemen önce Fas'ı da işgal ederek tüm kıtanın 3'te 1'ine sahip olur.

Afrika'da doğrudan yönetim ve asimilasyona dayalı bir idare kuran Fransa, sömürgelerini iki ayrı federasyon halinde teşkilatlandırdı.

Senegal, Moritanya, Yukarı Senegai-Nijerya, Burkina Faso, Filldişi Sahili, Nijer, Gine ile Dahomey'i bünyesinde toplayan ve başşehri Dakar olan Fransız Batı Afrikası 1896'da kuruldu.

Fransız Ekvatoral Afrikası da 191O'da Gabon, Fransız Kongosu , Orta Afrika Cumhuriyeti ve Çad sömürgelerini bir araya topladı.

Fransa sömürgelerini Paris'ten yönetmeye çalıştığından idari teşkilatta mahalli kadrolara yer vermedi. Buralardaki insanları Fransız vatandaşlığına almakla beraber onların medeni ve siyasi haklarını kullanmaları­na ortam hazırlamadı.

1. Dünya Savaşı'ndan sonra bölgede etkinliğini sürdüren Fransa, 2. Dünya savaşı sonrası işgal ettiği toprakları birer birer kaybetti.

Fransa'nın Asimile Politikası

Fransa, işgal ettiği bu topraklarda bölge halkının diline de, dinine de, kültürüne de karıştı ve bu insanları birer köle haline getirmek için çok çaba sarf etti. 

Daha önceleri sadece seyyah ve misyonerlerin yürüttüğü bu asimile politikası, Fransa'nın Cezayir'i işgal etmesiyle daha kapsamlı bir hal aldı. 1867 yılında Cezayir'e tayin edilen Kardinal Lavigerie, "Beyaz Rahipler" adında bir örgüt kurarak Afrika'yı hristiyanlaştırma politikasına başlar. Örgütün bu faaliyetleri kısa sürede karşılığını alır ve putperest olan çoğu kabile hristiyan olur. Bu örgüt insanların sadece dinine de karışmıyor bunları kendilerine köle olarak yetiştiriyor, buna göre beyaz ırk, bunların efendisi oluyor.

Bununla da yetinmeyen Fransa, işgal ettiği yerlerde sadece Fransızca eğitim veren okullar açarak bölgenin dilini de değiştirmeye karar verdi. Bu sayede yeni nesil kendi kültüründen tamamen bihaber, Fransız kültürü ile yetişiyor.

Sonuç

Fransa’nın 1534’te başlayan sömürgecilik serüveni, geride pek çok Hıristiyanlaştırılmış ve Fransızca konuşan toplum ve ülkeler bırakmıştır. 

Fransa, diğer sömürgeci ülkeler gibi altın ve gümüş rezervinin çok önemli bir kısmını, sanayi hammaddesini, baharat ve petrol ihtiyacını ve iş gücünü bu ülkelerden sağlamıştır.

20. yüzyılın ortalarından itibaren işgal ettiği yerleri kaybeden Fransa, günümüzde bu ülkelerin üzerinde hala söz sahibi olmaya devam ediyor. Çünkü Fransa burada kendi dilini, dinini ve kültürünü bıraktı.

Yazar İçeriğini Paylaşın :

Emoji ile tepki ver!
  • 0
  • 0
  • 0
  • 0
  • 0
  • 0 Yorum
  • Yorumu Gönder
  • DAHA FAZLA SONUÇ YÜKLE